Gençler ve zararlılardan korunma yolları

Hemen her anne babanın, evladını yetiştirirken tedirginlik duyduğu bir konuyu, bu yazımızda sizlerle enine boyuna paylaşmak istiyorum. Evlatlarımızı, en iyi nasıl yetiştiririz? Bu sorunun cevabını bulmaya çalışacağız.
Zararlı alışkanlıklar nelerdir, yavrularımızı, çevredeki tüm olumsuzluklardan nasıl korumalıyız?
Günümüz gençlerinin, başlıca zararlı olabilecek tuzakları ve açmazları konusuna gelince:

1.
Motivasyonsuzluk.
2. Vizyonsuzluk.
3. Uyuşukluk ve ideal eksikliği.
4. Özgürlük adına ulaşmak istediği sorumsuzluk.
5. Yazılı ve görüntülü medyanın akıllara durgunluk veren tuzakları.
6. Bilgisayar, atari, internet gibi, önümüzdeki yıllarda daha da etkili olabilecek ve gençliğimizi meşgul edecek uğraşları, zararlı olabilecek şekilde kullanmak.
7. Alkol, sigara ve uyuşturucu içerikli çeşitli maddelerin kullanımı.
8. Ekonomik refahın, çocuklar üzerindeki olumsuz etkilerinin dikkatlere alınmaması.
Örneklerini daha da artırabileceğimiz tüm bu zararlılara karşı yavrularımızı korumanın en önemli reçetesinin SEVGİ olduğuna inanıyorum.


Sevmek, aynı zamanda fedakâr olmaktır. Sorumluluktur. Anne-baba ve öğretmen sevgisinden mahrum yetişen bir öğrenci, bir anlamda korumasız yanan mum ışığı gibidir. Küçük bir rüzgârdan, esintiden mumun sönebilmesi gibi, öğrenci de, gençler de sevginin olmadığı bir ortamda, her an bir zararlı akımın girdabına düşebilir. Gençlerden sevgi ve şefkat hiç esirgenmemeli, bunu uygularken de tarafsız olmalı.
Bugünkü sistemde, milli eğitim olarak kabul ettiğimiz, çocuklarımızın yetiştirildiği bu mekânlara geçmişte talim ve terbiye deniyordu. Bu iki kavram bile iyi irdelense, meselenin çözüme kavuşmasında bir yol bulabiliriz.
Mevcut eğitimde, terbiye etme işi kısmen anne-babaların üzerinde bırakılmışa benziyor.
Evlatlarımızın her türlü zararlı alışkanlıklardan korunmasını, ilk evlilik yıllarına, hatta eş seçimine kadar meseleyi geriye götürebiliriz.
Çocuğun yetişmesi için, bir anlamda gübre vazifesi görecek olan aile ortamındaki huzursuzluk, terslik gibi olumsuzluklar, çocuğun sağlıklı yetişme zeminini olumsuz olarak etkileyecektir.
Yukarıda anlattıklarımı kısa özetlemek gerekirse, yavrularımızdan sevgi ve şefkati esirgersek, bu konuda cimri davranırsak, bunun bedelini er ya da geç ödemeye hazırlıklı olmamız gerekiyor.
Sevgi, çocuklarımızın oksijen gibi muhtaç oldukları bir ihtiyaçlarıdır adeta. Bebeklik yıllarında esirgemediğimiz bu sevgi ve şefkat duygusunu, çocuklarımız büyüdükçe artırarak devam ettirmeliyiz. Bu konuyla ilgili yaşanmış bir öyküyü, bir eğitimcimiz aktarmıştı. Onu sizlere özetlemek istiyorum:
-Yavrularımızı tüm zararlı alışkanlıklara iten ilk ana unsur sevgisizlik, ikinci ana unsur ise ilgisizliktir.
İlgisizlik çocuğun cevherini, kalitesini, kabiliyetlerini meydana çıkarmaz. Çocuğun eğilimlerini, zayıf noktalarını anlamanın şartı, onunla ilgilenmektir.
Okulu ile arası nasıldır, arkadaşlık ilişkileri, kimlerle arkadaşlık kuruyor? Öğretmenlerinin çocuk hakkındaki olumlu-olumsuz kanaatleri ve buna benzer meseleler, ancak ilgi ile açığa çıkartılabilir. Özellikle hangi derslere kabiliyetli olduğu meselesi çok önemlidir. Çünkü kabiliyetine göre seçebileceği meslek ya da meslekler, yine bu ilgi sayesinde netlik kazanacaktır. Kaldı ki evladımıza aldığımız bir elbise ve ayakkabıda bile çeşitli şeylere dikkat etmiyor muyuz?
“Saldım çayıra, Mevlâm kayıra” kabilinden bir mantıkla hareket edersek, zararlı alışkanlıklara çocuğumuzu belki de biz itmiş oluruz.

İdealizmSevgi, şefkat, ilgi gibi olmazsa olmazlardan bir tanesi de idealizmdir. İdeal insanları şevklendirir, güçlendirir. Karamsarlık, umursamazlık, tembellik, bedbahlık gibi olumsuzluklardan da uzaklaştırır. Bu vesile ile, tüm zararlı alışkanlıklara karşı da adeta bir zırh gibi yavrularımızı korur.

Bir çiçeğin, bitkinin sağlıklı ve zinde yetişmesi için toprak ve gübre nasıl önemliyse, bir yavrunun da sağlıklı ve faydalı yetiştirilmesinde sevgi, şefkat ve idealizm o kadar ehemmiyetlidir.
Çocuklarımızı zararlı alışkanlıklara karşı korumada bir diğer önemli unsur da, anne-babaların ve öğretmenlerin, yavrularına davranışları ile de örnek olmalarıdır. Çocukların, ilk yıllardan itibaren kendilerine örnek olarak seçtikleri kişiler, anne ve babalardır.
Bizlerin hareketleri, minikleri davranışları, bakışları, konuşmaları, velhasıl yaptığımız her hareketimiz onlar tarafından taklit edilmektedir. Okul öncesi dönemde çocuklarımıza, anne-baba olarak iyi örnek olmazsak, yavrularımızı zararlı alışkanlıkların kucağına bizler itmiş olmaz mıyız?
Evladına, ağzında sigara olduğu halde, sigaranın zararlarından bahsetmek durumunda olan bir anne-babanın evladına verebileceği, gülünç olmadan başka ne olabilir? Yaşadığımız ortamda, herkes kendi penceresinden bu örnekleri daha da artırabilir.
Televizyon seyretme-Görgü kurallarını ihlâl.
Alkol kullanma-Uyuşukluk ve tembellik.
Kendini beğenme-Yalan söylemek.
Manevi zayıflıklar-Dedikodu üretme olarak sıralanabilir.

Yavrularımızı zararlı alışkanlıklardan korumada, DAYAK konusunda da bir kaç kelam söylemek gerekiyor.
Her ne kadar, “dayak Cennetten çıkma” ya da, “tekrir ile uslanmayanın hakkı kötektir” dense de, çocuklarımızı terbiyede veya zararlılara karşı korumada dayakla terbiye yöntemi, çok dikkatli bir şekilde ölçülüp biçilmesi gereken bir yoldur.
Çocuklarımızı kaba kuvvet, hakaret, küfür, aşağılama gibi tasvib edilmeyen yollarla koruma yerine, onları yanlış yaptıklarında sevgiden, ilgiden mahrum etme yolunu tercih etmeliyiz. Zira “en büyük ceza sevgisizlik” olmalı...
Yavrularımızla restleşmek yerine jestleşmeyi tercih etmeliyiz. Onlara yetişmesi, sağlıklı, kaliteli, ahlaklı, saygılı olmasının gerekliliklerini anlatarak, Evlat-Ebeveyn köprüsünü kurmaya çalışılmalıdır.

Harçlık
Çocuklarımıza verdiğimiz harçlıklar konusunda da yaptığımız yanlışlar, onları zararlı alışkanlıklara itebilir. Harçlık miktarını çocuğun ihtiyacı üzerinde tutmak, onun zararlı olan ortamlara gitme şansını da artırmaktadır. Bu durumu okuldaki okul arkadaşlığı ilişkilerinde de samimiyeti, eşitliği, paylaşımı olumsuz yönde etkileyecektir. Fırsatçı ve kötü niyetli istismarcıların da iştahını kabartmaktadır. Uyuşturucu tacirlerinin potansiyel kurbanlarını zengin semtlerdeki okullardan seçmeleri tesadüf mü?

İzleme
Ebeveynler, zaman zaman çocuklarını evde ve dışarda gizli bir hafiye mantığıyla izlemelidir. Bunu yaparken çok dikkatli olmak gerekir. Onlara, bu izlenme olayı hissettirilmemelidir. Bundan rahatsızlık ve güvensizlik duyabilirler, kendi öz güvenleri azalabilir.
Belirli aralıklarla çantalarına, ceplerine, defterlerine ve kitaplarına hissettirmeden göz atıp, muhtemel zararlılara karşı onları yine koruma içgüdümüzü canlandırmalıyız.

Arkadaş
Arkadaş seçimi de, başlı başına bir konu olmakla beraber, önemle dikkat etmemiz gereken bir konudur. “Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim” sözü gayet isabetlidir. Bunu dikkate alarak, bu meselede de üzerimize düşeni yapmalıyız.
Yavrularımızla yüz göz olmamaya, onlarla karşılaşmamaya, kavga, ağız dalaşması gibi kötü üsluplara düşmemeye dikkat etmeliyiz. Karşılıklı sevgi ve saygı mesafesini azami ölçüde korumaya çalışmalıyız.

Öğretmenlerimizin de, en az ebeveynler kadar, yavrularımızı zararlılara karşı korumakla görevli olduklarına inanıyorum. Çalışmalarını motive edip, ilgilerini özel alanlara çekmek, kabiliyetllerini ortaya çıkarmada, öğretmenin yerini doldurmak mümkün değildir. Bazı derslerdeki üstün başarılar veya başarısızlıklarda başka ne akla gelebilir. Çocukların okuldaki değişimini, kişilik değişimini, ders başarısındaki anlama düşüşlerini ilk tesbit eden çoğunlukla öğretmenlerdir.

Başarılı çocuklara inekleyen’, terbiyeli çocuklara ‘ana kuzusu’ veya ‘süt’ ifadelerini kullanarak, çocuklardaki seviyeli, kaliteli, arzu edilir, örnek davranışları aşa-ğılamalarda, ilk tesbiti yapan yine öğretmenlerimizdir.
Başından beri özetlemeye çalıştığım örneklerle, sizlere idealini vermeye gayret ettiğim yavrularımızı ne gibi ciddi zararlılarla görebiliriz?
Ülkemizin geleceğini de ciddi biçimde tehdit eden uyuşturucu kullanma ve bağımlılığı, gerçekten bir tehdit mi?
Ülkemizde son yapılan istatistikler, maalesef ciddi bir tehditle karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. Eğer uyanık olmazsak, okul-aile iki koldan meselenin ü-zerine gitmezse, yakın gelecekte körpe yavrularımızı bu girdapta bocalıyor olarak görebiliriz.
Zehir tacirlerinin kirli emellerine alet olan binlerce yavrumuz da, ahtapot gibi her tarafını çepeçevre saran bu illetin esaretinden kurtulmaya çalışıyor. Uyuşturucu kullanım yaşının 15-16 yaş grubuna kadar indiğini, yine istatistikler bize bildiriyor.
Peki niçin bağımlı olunuyor? Bu sorunun cevabını üç ana başlık altında toplayabiliriz:

1. Sosyal sebepler:
Aile içi geçimsizlik, boşanmalar, maddi sıkıntı, sevgi eksikliği, anne-baba ilgisizliği, okul yönetiminin ilgisizliği, eğitimin yetersiz ve kalitesizliği, kötü yola düşen arkadaş, televizyon ve gazetelerdeki özendirilme, boş zamanların çokluğu, lüks ve sorumsuz yaşama, yoksulluk, işsizlik, ekonomik sıkıntılar ve okuma yazma azlığı.

2. Psikolojik sebepler:
Psikopatlık, istikrarsızlık, güvensizlik, zayıf kişilik, kişilik bozukluğu, yeterli gelişmenin tam olmaması, hayrı ve şerri ayırt edememe.

3. Fiziki sebepler:
Hastalıklar, sakatlıklar ve ayrıca merak, arkadaş baskısı, sıkıntı hissini azaltma.

Bu zehirli maddeler nelerdir?
Bunlar morfin, eroin, kafein, amfetamin, kokain, esrar, akineton, tiner, benzin, gaz ve kodein.

Nasıl alınıyor?
Burna toz çekerek, damara iğne yaparak, uçucular koklanarak ve haplar yutularak.

Risk altındaki yavruların ortak özelliği:
Ani tepki veren gençler, saldırgan ve asi davranışlar, her şeyi reddetme, içe dönük yaşama ve yaşıtlarından aşırı etkilenme.

Uyuşturucuya nasıl başlanıyor?
Uyuşturucuya daha çok merak ile başlanıyor. Arkadaş baskısı, arkadaşlar arasında dışlanma gibi sebepler önde gelenleridir. Anne-baba ve öğretmenler bu noktada uyanık olmalıdırlar.

Çocuğun uyuşturucu kullandığını nasıl anlarız?
Anlamamız kolay olmayabilir. Ancak çocuğun davranışı değişebilir, arkadaş çevresini değiştirebilir, karakteri ve kişiliği değişebilir. Mesela bazen çok neşeli, bazen de çok hırçın olabilir. Okul başarısı değişir, okula devamsızlığı başlar, evde odasına kapanır, anne-baba ve kardeşlerle ilişkileri değişir. Harcamaları artar, çalma, çırpma ve yalan başlar. Kendine bakması azalır, yaşamda değer verdiği şeyler değişir, örneğin paradan başka şeyler değersizleşiverir. Hafif uykulu ve dalgın olur, halsiz, bitkin ve yorgundur. Solgun, ölgün ve isteksizdir. Konuşması değişmiştir ve kilo kaybı başlamıştır.

Uyuşturucuya karşı tedbirler
1. Aileye yönelik olanlar:
Ailevi sorunlar aşılmalı, manevi zenginliklerle desteklenmeli, aile uyumu ve özverisi olmalı, anane ve öz değerlerine dönüş sağlanmalı, çocuğun gelişimini olumsuz etkileyen davranışlardan kaçınmalıyız. Gençleri dinlemeli ve mantıklı olan arzu ve isteklerini desteklemeliyiz. Okumaya özendirmeli ve en önemlisi, sevgi ile saygıyı aşılamalıyız.

2. Eğitim ve öğretime yönelik olanlar:
Eğitimle beraber terbiye ihmal edilmemeli. Müfredat dışı, geleceğe yönelik yaşam dersleri, seminerleri, konferanslar, sinema, sergi ve tiyatro etkinlikleri takip edilmeli. Gençlerin tartışmaları ve öz güvenleri geliştirilmeli. Büluğ çağındaki sıkıntılı döneminde desteklenmeli. Velilerle sıkı dialog içinde olmalı. Öğretmenliği gerçekten severek yapan eğitimciler istihdam edilmeli.

3. Diğer öneriler:
Medyanın olumlu desteği gözardı edilemez. Uyuşturucu ile mücadelede sivil toplum örgütlerinin seferber olması gerekiyor. Bu alandaki kanunlar daha sert ve caydırı hale getirilmeli.

SİGARA

En az diğer uyuşturucular kadar önemsenmelidir. Çünkü sigara, çağımızın en fazla ölüme sebebiyet veren zararlılarının başındadır. Batı toplumları bu alanda, bilinçlendikleri için bu alışkanlıklarını geçmiş yıllara göre % 20-30 oranında azalttıkları halde, bizde maalesef % 15 gibi bir seviyede kulanımı artmıştır.

Her yıl ülkemizde 100 bin kadar insan sigaradan hayatını yitirmektedir. Sigaradaki zararlı maddelerin sayısı her geçen gün artmaktadır. En son 4.000 zararlı maddeyi biliyor olmamız, olayın vehametini biraz açıklar zannediyorum.

Sigaranın ne yaptığını sorgulamak yerine, ne yapmadığını sorgulamak daha kolaydır. Sigara, soluduğumuz oksijenin, kandan hücrelere geçmesini engelliyor. Kalp damarlarını daraltarak çarpıntı meydana getiriyor. Sigaradaki başlıca NİKOTİN denen bir madde de, vücudumuzda fiziksel ve psikolojik bağımlılık oluşturuyor. Si-gara içen hanımlarda, içmeyle orantılı olarak yüz cildi kırışıyor. Sigara, gırtlak ve akciğer kanserinin ANA sebebidir. Ayrıca ülser, diş eti hastalıkları, beyin felci gibi hastalıklar da sigaranın ürünüdür. Dumanaltı diye adlandırılan pasif içicilikte başlı başına dikkat edilmesi gereken bir husustur. Sigara içmeyen bir kişinin yanında iki adet sigara içilmesi, bir sigara içmiş gibi etki yapıyor. Evlerde içilen sigaraların, içmeyenlere, özellikle de minik yavrularımıza verdiği zararı düşünmeye davet ediyorum insanları.
Hamilelikte içilen sigaraya değinmek istiyorum. Çünkü hamile hanımlara ne kadar özen göstersek azdır. Zira onlar, “eşrefi mahlükat” olan bir yavruyu karnında büyütüyorlar. Bugün hamilelere bir tek ilacı verirken dahi doktora danışıp onay alındığı halde, sigaralar bazen üst üste yakılmaktadır. Oysa sigara, hamilelikte düşük yapma oranını % 25 artırmaktadır. Sigara içen hamilelerin içmeyenlere göre, bebekleri 250 gr. kadar eksik doğmaktadır. Hamilelikte sigara içimi, çocuklarda gelişme, büyüme ve zekada da önemli denecek azalmalar meydana getirmektedir. Ülkemizde hanım içiciler de, maalesef her geçen gün artarak devam ediyor.

Bu illetten nasıl kurtuluruz
Bu işlem için, en başta kurtulmayı düşünmeliyiz. Bu konuda kendi hastalarımdan hayli örnekler verebilirim! Sigarasız yaşamaktansa öleyim diyenler var. Ayakları kesilmiş, kalp damarları değiştirilmiş, ama hâlâ bu illeti tüttürenler var.
Bu insanları suçlamadan önce, onlara sigaranın gerçek bir düşman olduğu fikrini aşılamalıyız. Sigara yavaş bırakılmaz. Kişi bir vesile ile, iradesi ile, mantıklı olarak karar verip yanında sigara, çakmak gibi aletleri de hemen, derhal imha etmelidir. Sigara böyle bırakılır.
Azaltarak sigara bırakma iddiaları, sadece insanın kendisini aldatmasıdır. 2-3 aylık bir süre riskli olup, bu sürede dikkat edeceğimiz hususları da özetlemek istiyorum:
-
Sigarayı hatırlatıcı ortamlardan uzaklaşmak.
-Egzersiz ve yürüyüşlerle kendisini canlandırmak.
-Alkol ve sakinleştiricilere yanaşmamak.
-Gıdaları dengeleyerek kilo almak.
-Sigaraya harcanan aylık bütçeyle, evdeki yavrulara sevinecekleri hediyeler almak.
-Allah Tealâ’ya duada bulunarak, bu illete tekrar düşmemeye çalışmak
.


Sigarasız hayat
Başta tüm hastalıklara karşı vücudumuzu korumuş oluruz. Koku, tad alma, yemek zevki gibi konularda zevk almaya başlarız. Erken ölüm riski azalır. Kalpdamar hastalığı riski düşer. Halsizlik, bitkinlik, nefes darlığı gibi şikayetler yok olur. Sigarayı bıraktıktan bir yıl kadar sonra da, hiç içmemiş gibi hücrelerimiz yenilenir.

alıntı

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !